İsteyerek Acı Çekmenin Ahlakı.

Sürekli tehdit altında bulunan ve en katı ahlaklılığın hüküm sürdüğü küçük cemaatin savaş halindeki insanı için en büyük haz nedir? Yani güçlü, intikamcı, düşmanca, hain, kuşkulu, en zalimce şeyleri yapmaya hazır, yoksunluk ve ahlakla taşlaşmış ruhlar için olanı? Vahşetin verdiği haz: Bu tür durumlarda böyle bir ruhta erdem bulunduğu varsayılırken, vahşetin yaratıcı ve doyumsuz olduğu kabul edilir. Vahşetin uygulanması ile cemaat ferahlanıp, süregelen korku ile dikkatin verdiği sıkıntıyı hemen fırlatıp atar üzerinden. Vahşet, insanoğlunun yaptığı en eski şenliklerdeki neşe kaynaklarından biridir. Dolayısıyla tanrılara dehşet manzarası sunulunca onların da ferahladıkları ve neşelendikleri sanılır... ve böylece gönüllü acı çekmenin, insanın kendi seçtiği işkencenin iyi bir anlamı ve değeri olduğu düşüncesi yayılır dünyaya. Gelenek, cemaat içinde bu düşünceye uygun bir uygulamayı yavaş yavaş biçimlendirir: Bu andan itibaren her aşırı esenliğe karşı daha fazla kuşkulu ve bütün büyük acı verici durumlarda daha fazla umutlu olunur; insan şunu söyler kendine: Tanrılar mutlaka mutluluklarımıza karşı merhametsiz, mutsuzluklarımıza karşı merhametli olmak isterler... ama bize acıyarak bakmazlar! Çünkü acımak küçümsenir ve güçlü, korkutucu bir ruh için onursuzluk sayılır... ama merhametlidir, çünkü ruh bu yolla neşe verir ve iyi şeyler olur: Çünkü gaddar kimse güç duygusunun en yoğun heyecanını duyumsar. Böylece cemaatin “ahlaklı insan” kavramına sık sık acı çekmenin verdiği erdem, mahrumiyet, çileli yaşam biçimi, nefsi kırmak için kişinin kendine işkence etmesi girer... tekrar tekrar belirtirsem, eğitim, kendine hakim olma ve bireysel mutluluk isteme aracı olarak değil.., tersine, cemaatin kötü tanrılar katında iyi bir şöhret yapması ve sürekli bir kurban gibi sunakta onlara yalvarmasının erdemi olarak belirir. Geleneklerinin belirlediği ahlakın koyu, ama bereketli çamurunda bir şeyleri harekete geçirmek isteyen o halkların ruhani önderleri, inanç sahibi olmak için çılgınlığın dışında gönüllü olarak katlanılacak işkenceyi de gerekli gördüler... ve öncelikle ve çoğunlukla her zaman olduğu gibi inancın bizzat kendisine sahip olmak için yaptılar! Ruhları, yeni yollarda ne kadar çok gezdiyse ve bunun sonucunda vicdan azabının ve korkunun etkisiyle acı çektiyse, kendi bedenlerine, kendi zevklerine ve kendi sağlıklarına karşı o kadar çok acımasızca öfkelendiler... belki de ihmal edilen ve kalkmaları için mücadele verilen adetler ve yeni amaçlar yüzünden öfkelenmiş olan tanrısallığa, keyif bedeli sunar gibiydiler. Şimdi hiç kimse, kendimizi böyle bir duygu mantığından tümden temizlediğimize hemen inanmasın! En cesur kalpler bu konuda kendilerini sorgulayabilirler. Özgür düşünce alanına doğru, bireysel olarak şekillendirilmiş yaşama doğru atılan en küçük adım, eskiden beri zihinsel ve bedensel işkencelerle savaşarak elde edilmiştir: Sadece ileriye doğru yürümek değil, hayır! Her şeyden önce, alışıldığı üzere “dünya tarihinden”, insan varlığının bu küçük gülünç kesitinden söz edildiği zaman, uzun, kendine yol arayan, temel oluşturan binlerce yıl boyunca temkinli adım atmaların, hareketlerin ve değişikliklerin sayısız şehitler verilmesine sebep olduğu, elbette düşünülmüyor. Son yeniliklerin gürültüsünden başka bir şey bulunmayan dünya tarihi denilen şeyin kendisinde, gerçekte bataklığı hareket ettirmek isteyen çok eski şehitlerin trajedilerinden daha önemli konu yoktur. Hiçbir şey, şu andaki gururumuzu oluşturan insan aklının ve özgürlük duygusunun bir parçası kadar pahalıya mal olmamıştır. Ama bu gurur yüzünden şimdi hemen hemen “dünya tarihinde” insanoğlunun karakterini belirleyen gerçek ve kesin olan tarihten önce gelen “ahlaksal töreye” ilişkin o çok büyük zamansal mesafeyi duyumsamamız olanaksızlaşıyor: İşte o çile çekmenin erdem, ikiyüzlülüğün erdem, intikamın erdem, vahşetin erdem, aklın inkarının erdem, buna karşın kendini iyi hissetmenin tehlike, öğrenme hırsının tehdit, barışın tehlike, acımanın tehlike, merhamet görmenin küfür, işin küfür, çılgınlığın tanrısallık, değişimin ahlaksızlık ve bozulma emaresi sayıldığı çağda! — Siz bunların hepsinin değiştiğini ve insanlığın böylece kendi karakterinde yanılmış olması gerektiğini mi sanıyorsunuz? Ah siz insan sarrafları, kendinizi daha iyi tanıyın! 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !